Google+
ENG
Kitap


 

Efe ile Bulut - Sezen Aksu Hikayeleri
YAYINEVİ
Caretta Çocuk
METİNLEŞTİREN
Sibel Algan, Gizem Çiçek
RESİMLEYEN
Serap Deliorman

Kitaba Erişim D&R
Kitaba Erişim İdefix
 


EFE İLE BULUT – SEZEN AKSU HİKAYELERİ

“Sardunya Mahallesi’nde yeni bir gün başladı. Efe ve sevimli tüylü dostu Bulut, neşe içinde oynuyor. Derken Osman Bey’in sesi duyuluyor: Yeter! Hayvanat bahçesine çevirdiniz burayı!”
 
Aslında siz bu hikâyedeki herkesi tanıyorsunuz. Hayvanları çok seven Efe’yi, mahallenin neşeli Pervane ablasını, aksiliği ile tanınan Osman Bey’i ve Osman Bey’i çocukluğundaki gibi sevgi ve neşe dolu günlerine davet eden Bulut’u...
Bakalım Osman Bey, Bulut’un çağrısıyla hayatına sevgi ve güveni yeniden katabilecek mi?
Sezen Aksu’dan sıcacık bir dostluk hikâyesi…

_._._



Eksik Şiir İkinci Kitap
YAYINEVİ
Metis Yayınları
YAYINA HAZIRLAYANLAR
Sibel Algan, SN Müzik Yapım, Emine Bora, Metis Yayınları
KAPAK TASARIMI
Emrah Yücel
Kitaba Erişim


 

EKSİK ŞİİR İKİNCİ KİTAP – SEZEN AKSU

Eksik Şiir kitabının ilkinde önsöz yazmamı istediklerinde o ana dek şarkılarla da olsa, yeteri kadar söz söylemiş olduğumu düşünüp, “üstüne daha ne denir ki” diye oflayıp, puflamıştım. Önsöze benzeyip benzemediğini bile bilmediğim şekilde aklıma, kalemime ne geldiyse döküldüydüm. Şimdi de öyle yapacağım…

Zaten içini dökmenin muazzam bir yolunu bahşetti bana hayat: Müziği ve sözleri… Kelimelerin, kendini ifade ihtiyacının karşılanmasında çok az yer tuttuğu, insanın beden dili ve ses tonunun sözcüklerden çok daha önemli olduğu söylenir. Doğrudur, katılıyorum. Ama bu önem sırası içinde, dil kurmanın değerini teslim ederek… Şiirden, şarkıdan, romandan geçirilen duygular, ne kadar can yakarsa yaksın, kıyıcı değil kollayıcı bir üslupla vücut bulur; iyileşmeden yanadır ve yüzü yenilenmeye dönüktür.  Şahsi olarak da, asıl niyeti çözüm olmayan kavgadan, çelişkiden ve bir de acı söz söylemekten hoşlanmıyorsanız, meşrebinize aykırıysa, sonrasında açtığınız dil yaresi size pişmanlık, vicdan azabı ve suçluluk duygusu olarak geri dönüyorsa, dil kurmanın hakkını daha da teslim ediyorum. 

Buna erken yaşlarda uyandım. Derler ya acısını veren Allah sabrını da verir; gerçekten de bizim mesleğimizi yapan gelgit akıllı çocuk insanlar için en tesirli pembe hap, bu.

Üstelik canımın istediğini ve ağzıma geleni de söyledim yıllar içinde… Kelimelerimin müzikten geçmesi, sözlerime kulak verilme ayrıcalığını tanıdı. Hepimizin derdi bu değil mi? Duyun beni, görün beni, sevin beni. Bilinçli ya da bilinçsiz... Müzik benim, “bu dünyada ben de varım” diye çırpınan fanilerden biri olarak en büyük şükrüm. Müziği çektiğinizde de kalan eksik bir şiir. Bana fazlasıyla yetti… Umarım iyi günde, kötü günde size de el veriyordur. 

Bu dil artık sadece benim değil, bizim. 40 yıldır karşılıklı sınavlardan ve dahi türlü çatışmalardan geçerek olgunlaşan bir dil. Çocuksu bir hayal ama düşünün: Konuşabilen, dinleyebilen, anlayabilen insanlardan oluşan, doğanın kendisi gibi uyumlu bir dünya nasıl bir yer olurdu? Böyle çok çiğnenmiş cümleleri kurarken, biraz mahçup olmuyor değilim ama herkesin aklına benzer şeyler düşüyordur zaman zaman eminim. Öyle ya da böyle, bu dünyayla hepimizin bir zoru var sonuçta…

Bu kitap, kendi hayatımla birlikte, ülkemizde ve dünyada olup bitenlere baktıkça, sahneye çıkıp şarkı söylemenin eski tadının kalmadığı zamanlara denk geldi. Bu da bir süreç herhalde. 40 yılın dönemecinde, yeni başlangıçların, başka duyguların arifesindeyim. Bakalım, yol bizi nereye götürür. 

Sağlıcakla kalın; anneciğimin deyişiyle, “Hadi öpmüşüüüm…”

SEZEN 2016, İstanbul

_._._



 
Eksik Şiir
YAYINEVİ
Metis Yayınları
YAYIN YÖNETMENİ
Müge Gürsoy Sekmen
YAYINA HAZIRLAYANLAR
Sibel Algan, SN Müzik Yapım, Semih Sökmen, Metis Yayınları
KAPAK TASARIMI
Emrah Yücel
Kitaba Erişim


 

EKSİK ŞİİR – SEZEN AKSU

Şarkı Sözleri 1975-2006

Bu kitap yakınlarımın, çoklukla da şarkılarımdaki sözlerle daha fazla ilişki kuranların, uzun yıllardır süregelen ısrarları sonucu oluştu. İlle de olmalı mıdır sorusu çok kurcaladı beynimi açıkçası. Epey bir süre çekimser kaldım. Düz düşününce zaten vardılar, ortadaydılar, müziğini çekip aldığınızda şiire ne kadar yakın durursa dursun eksik kalan o sözler bir araya toplandığında bir bütünlük oluşturabilir miydi?

Yaptığı işlerden bir türlü tam manasıyla memnun kalamayan, bir sonrakinde eksiğini gediğini giderme telaşı ile arkasına bakmadan bir acele yürüyüp gitmek isteyen insanlar için bu hep böyledir. Eski defterleri karıştırmaktan haz etmezler. Hele benim gibi yazmakla da yetinemediği için deli gibi kalabalıkların önüne atılıp çığırmaktan kendini alamayanlar…

Örneğin gittiğiniz herhangi bir yerde birilerinin hemen albümünüzü çalmaya başlayarak gösterdiği incelik ve nezaket sizin için nasıl bir azaba dönüşebilir mümkün değil kestiremezsiniz. Hatta bazen bütün hata ve kusurlarınızın yüzünüze vurulduğu, sonsuza dek kendinizi dinlemeye mahkûm edilip cezalandırıldığınız fantezisine kadar akıl yoldan çıkabilir.

Kendi başıma geldiği için mecburen anladığım bu yarı gerçek, yarı hayal dünyasında seyredenlere has taşkın duygularla uçlarda savrulma hali, seyredene "gülü seven dikenine katlanır" dedirtir, seyredilenin ömrünü tüketir. Oysa şarkı, şiir, hikâye, roman her neyse yazma anı (plansız, programsız hakiki yazma anından söz ediyorum) yazanı da seyircisi yapan olağanüstü haldir. Yazarsınız ama sahibi olamazsınız. Çok içeride bir yerden ortak bir gizli bilgiyi hatırlamakta olduğunuzu hissedersiniz. Ama ürettiğiniz her ne ise tamamlandığında "ben" sizi yeniden ele geçirir. Bir dahaki yazma ânına kadar bu eşsiz kendiliğindenliği unutursunuz. Çünkü onu diğerleri ile paylaşma süreci başlamıştır. Zeka, akıl, süslemecilik, sunum, satış, gösteriş, özetle profesyonel alan devreye girer. Artık o ilk ânın saflığı içinde değilsinizdir. Sizi gitgide daha da huzursuz kılan bu çelişkidir - aklın o saflığın gücüne hiçbir zaman erişemeyeceğini içten içe bilmek...

İşte böyle ün nedir, ünlü olmak gerçekte neyi temsil eder, bir ünlü inisiyatifi dışında kendine yüklenen eksi, artı anlamlara ne mesafede durmalıdır, durabilir mi, bu karşılıklı bir delilik hali midir, olağan mıdır, anılar yazılmalı mıdır, yeni şarkılar üretirken "best of "lar yapılmalı mıdır, içinden müziği alınmış sözlerden kitap olur mu ve bu gibi daha bir dolu karmaşık his ve düşüncenin içinde maymun olduğum günlerden birinde, bir cümle beni netleştirdi. Yıldırım'la (Türker) sohbet ediyorduk; "Borcun var" dedi. Hafifleyiverdim. Seyreden de, seyredilen de kendi tarafından bakar doğal olarak, görecelidir ama gerçek tektir. Ve herkes gerçek olanı sezer, vicdanla sezer. Borcum var, farkettim ki ben bir tek bundan eminmişim zaten kayıtsız şartsız.

Bu kitabın oluşması için direncimin kırılma noktası bu cümledir. Oluştu, sıra geldi önsöze. Aklıma birbirinden güzel, manalı, süslü binlerce cümle geldi. İnsanın aklına ilk öylesi geliyor bir türlü yakasını kurtaramadığı beğendirme derdi yüzünden. Denedim, vazgeçtim. Hiç kimsenin yutmadığını, ve ilk yazma anını hatırladım, kalemimi o anın getirdiklerine bıraktım. İnşallah önsöze benzemiştir.

SEZEN Kasım 2006, Kanlıca